
Dilin Gücü Hikayesi
Kelimelerinizin hayatınızı nasıl şekillendirdiğini biliyor musunuz? Dilin hem iyilik hem kötülük yapabileceğini anlatan evrensel ve öğretici bir masal. Güzel sözün mutluluk, kötü sözün ise üzüntü getirdiğini vurgular.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken… Kaf Dağı’nın ardında, bulutlara komşu yüksek bir şatoda, malı mülkü derya deniz ama gönlü bir karış havada kibirli bir bey yaşarmış. Bu beyin mutfağında ise saçı sakalı ağarmış, yüzü çizgileriyle bin hikaye anlatan, sessizliği altın, sözü mücevher bir bilge aşçı varmış.
Bir gün bu kibirli bey, yedi iklimden misafirlerini ağırlayacağı, dilden dile anlatılacak bir ziyafet vermeye niyetlenmiş. Bilge aşçıyı huzuruna çağırıp gümüş kakmalı tahtından şöyle buyurmuş:
— “Bak efendi! Öyle bir sofra kur ki, önce dünyanın en tatlı, en latif, en lezzetli yemeğini getir. Misafirlerimin damağı bayram etsin. Ardından ise dünyanın en acı, en kötü, en yenmez yemeğini sun ki; lezzetin kıymetini anlasınlar!”
Bilge aşçı, “Baş üstüne beyim,” diyerek mutfağın yolunu tutmuş. Kazanlar kaynamış, baharatlar havada uçuşmuş. İlk servis vakti geldiğinde, aşçı gümüş tepside dumanı tüten bir dil getirmiş. Bey bir lokma almış, tadı damağında kalmış. “Gerçekten de bundan daha lezzetlisi olmaz!” demiş.
Aradan bir vakit geçmiş, aşçı bu kez bakır bir kap içinde yine bir dil getirmiş. Bey, öfkeyle kaşlarını çatmış, yerinden doğrulmuş:
— “Behey gafil! Az önce ‘en tatlı’ diye önüme koyduğun bu değil miydi? Şimdi en kötüsü diye nasıl yine aynısını getirirsin? Benimle eğlenir misin?”
Bilge aşçı, dervişane bir sükunetle boyun bükmüş ve inci gibi dökülmüş sözleri:
— “Ah benim güzel beyim,” demiş. “Dil vardır; baldan tatlıdır. Bir kelam eder, gönül tahtına sultan eyler. Küskünü barıştırır, ağlayanı güldürür, bir ‘merhaba’ ile bin kapı açar. Sevda sözü olur yüreği yakar, dua olur göğe yükselir. İşte o zaman dünyanın en lezzetli aşıdır o.”
Derin bir nefes alıp devam etmiş:
— “Ama yine dil vardır ki; zehirden acıdır. Bir yalan söyler yuva yıkar, bir iftira atar can yakar. Ok gibi saplanır kalbe, yarası kapanmaz. Fitne ateşini üfler, kardeş arasına nifak sokar. İşte o zaman da dünyanın en acı, en yenmez lokması odur beyim. Çünkü dilin kemiği yoktur ama kırdığı kemiğin haddi hesabı yoktur…”
Şatoda bir sessizlik olmuş ki, sanırsın zaman durmuş. Kibirli bey, tabağındaki dile değil, aşçının sözündeki hakikate bakmış. O günden sonra ağzından çıkan her sözü, kuyumcu terazisinde tartar gibi tartmış.
Gökten üç elma düşmüş; biri bu hikayeyi anlatana, biri dinleyene, biri de dilini sevgiyle kullanana…
Masaldan çıkarılacak ders: İnsan, sözleriyle başkalarının kalbini onarabilir ya da kırabilir. Dil, doğru ve güzel kullanıldığında sevgi, dostluk ve barış doğurur; düşüncesiz ve sert kullanıldığında ise üzüntü ve kırgınlık yaratır. Bu yüzden her insan, konuşmadan önce sözlerinin başkaları üzerindeki etkisini düşünmeli ve dilini iyilik için kullanmalıdır.
