Şapkacı ile Maymunlar

masallar oku
Şapkacı ile Maymunlar Masalı

Bir zamanlar kasaba kasaba dolaşarak şapka satan çalışkan bir seyyar satıcı yaşarmış. Onu diğer şapkacılardan ayıran ilginç bir özelliği varmış. Şapkalarını büyük bir sepet ya da çanta içinde taşımak yerine hepsini başının üzerinde üst üste dizer, gittiği her yere bu rengârenk şapka kulesiyle gidermiş. En altta kendi damalı şapkası bulunur, onun üzerine gri şapkalar, onların üzerine kahverengi şapkalar, daha sonra mavi şapkalar dizilir, en üstte ise uzaktan bile dikkat çeken parlak kırmızı şapkalar yer alırmış. Şapkalar öylesine dengeli dururmuş ki onu ilk kez görenler hayranlıkla dönüp bir kez daha bakarmış.

Bir sabah erkenden yola çıkan şapkacı, sokak sokak dolaşıp yüksek sesle, “Şapkalar! Satılık şapkalar! Tanesi elli kuruş!” diye seslenmiş. Ancak o gün işler hiç de umduğu gibi gitmemiş. İnsanlar dükkânlarının önünde durmuş, pencerelerden dışarı bakmış ama kimse bir şapka satın almamış. Gün ilerledikçe güneş daha da yükselmiş, şapkacının ayakları yorulmuş, karnı acıkmış. Ne yazık ki cebinde yiyecek alacak kadar bile para kalmamış. Bir süre düşündükten sonra, “Belki köylerde şansım daha yaver gider.” diyerek şehrin dışına doğru yürümeye başlamış.

Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından büyük dalları dört bir yana uzanan görkemli bir çınar ağacının yanına varmış. Ağacın serin gölgesi adeta onu dinlenmeye davet ediyormuş. Başındaki şapkaları devirmemek için dikkatlice çömelmiş, sırtını ağaca yaslayıp derin bir nefes almış. Sonra alışkanlıkla elini başına götürerek şapkalarının sırasını tek tek kontrol etmiş. En altta kendi damalı şapkası, onun üzerinde gri şapkalar, sonra kahverengi olanlar, ardından mavi şapkalar ve en tepede kırmızı şapkalar eksiksiz duruyormuş. İçi rahatlayan şapkacı gözlerini kapatmış ve kısa sürede derin bir uykuya dalmış.

Ne kadar uyuduğunu bilmiyormuş. Kuşların cıvıltısıyla gözlerini açtığında kendini dinlenmiş hissediyormuş. Tam ayağa kalkacakken yine alışkanlıkla elini başına götürmüş. O anda şaşkınlıktan donup kalmış. Başında yalnızca kendi damalı şapkası duruyormuş; satacağı bütün şapkalar ortadan kaybolmuştu. Hızla etrafına bakınmış. Sağında kimse yoktu. Solunda kimse yoktu. Ağacın arkasına dolanmış, yerde iz aramış ama hiçbir şey bulamamış. Sonunda başını kaldırıp ağacın dallarına baktığında gerçeği anlamış. Ağacın dalları maymunlarla doluydu. Her maymunun başında da onun şapkalarından biri vardı. Kimisi gri şapkayı takmıştı, kimisi kahverengiyi, kimisi maviyi, kimisi de en gösterişli kırmızı şapkayı gururla taşıyordu.

Şapkacı öfkeyle parmağını havaya kaldırıp, “Hey siz yaramaz maymunlar! Şapkalarımı hemen geri verin!” diye bağırmış. Fakat maymunlar da onu dikkatle izlemiş, aynı hareketi yaparak parmaklarını sallamış ve hep bir ağızdan “Tz! Tz! Tz!” diye ses çıkarmışlar. Şapkacı bu kez iki kolunu birden sallayarak daha yüksek sesle bağırmış. Maymunlar da iki kollarını aynı şekilde sallayıp yine aynı sesleri çıkarmışlar. Şapkacı sinirden ayağını yere vurunca maymunlar da dalların üzerinde ayaklarını yere vurur gibi hareket etmişler. Ne yaparsa yapsın, maymunlar yalnızca onu taklit ediyor, şapkaları ise geri vermiyorlarmış.

Sonunda sabrı tükenen şapkacı, başında kalan damalı şapkasını öfkeyle çıkarıp yere fırlatmış. “Alın, onu da siz kullanın!” diye bağırarak yürümeye başlamış. Tam o anda beklenmedik bir şey olmuş. Ağacın üzerindeki bütün maymunlar bir anda kendi başlarındaki şapkaları çıkarıp aşağı fırlatmışlar. Gri, kahverengi, mavi ve kırmızı şapkalar havada döne döne yere düşmüş. Şapkacı hemen geri koşmuş, bütün şapkalarını tek tek toplamış. Önce kendi damalı şapkasını başına yerleştirmiş, ardından diğer şapkaları yine eski düzeniyle üst üste dizmiş. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle yoluna devam ederken yeniden bağırmaya başlamış: “Şapkalar! Satılık şapkalar!”

İkinci Bölüm

Aradan tam elli yıl geçmiş. Yaşlanan şapkacı artık dinlenmeye karar vermiş ve işini torununa devretmiş. Torunu da dedesi gibi şapkalarını başının üzerinde taşıyor, kasaba kasaba dolaşıp satış yapıyormuş. Günlerden bir gün yolu, dedesinin yıllar önce maymunlarla karşılaştığı o büyük ağacın bulunduğu yere düşmüş. Hava oldukça sıcakmış. Yorulan genç şapkacı, ağacın serin gölgesine uzanmış ve kısa sürede derin bir uykuya dalmış.

Gözlerini açtığında dedesinin anlattığı hikâyenin birebir gerçekleştiğini görmüş. Başındaki şapkaların büyük kısmı kaybolmuştu. Ağacın dallarında ise maymunlar oturuyor, hepsi onun şapkalarını keyifle takıyordu. Genç şapkacı telaşlanmamış. Dedesinin anlattığı hikâyeyi hatırlamış ve kendi kendine gülümsemiş. “Demek sıra bana geldi.” diye düşünmüş. Önce parmağını sallamış. Maymunlar da aynı hareketi yapmış. Sonra iki kolunu havaya kaldırmış. Onlar da kaldırmış. Ayağını yere vurmuş. Maymunlar yine onu taklit etmiş.

Genç şapkacı artık başaracağından emindi. Dedesinin yaptığı gibi başındaki son damalı şapkayı çıkarıp büyük bir özgüvenle yere fırlatmış. Kollarını bağlayıp beklemeye başlamış. Ancak bu kez beklediği hiçbir şey olmamış. Maymunlar şapkalarını çıkarmak bir yana, birbirlerine bakıp gülmeye başlamışlar.

Tam o sırada ağacın en yüksek dalından yaşlı, beyaz tüylü bir maymun ağır ağır aşağı inmiş. Yerde duran damalı şapkayı eline almış, genç şapkacının gözlerinin içine bakarak gülümsemiş ve sakin bir sesle şöyle demiş:

“Evlat, senin bir deden varsa bizim de bir dedemiz var. O da yıllar önce bize insanların bu numarasını anlatmıştı. Biz artık aynı oyuna kanmıyoruz.”

Bunu söyledikten sonra damalı şapkayı da alıp ağacın tepesine doğru tırmanmış. Genç şapkacı bir süre olduğu yerde sessizce durmuş. Dedesinin yöntemi bir zamanlar işe yaramıştı ama zaman değişmiş, maymunlar da yeni şeyler öğrenmişti. Şapkalarını geri alabilmesi için artık geçmişi tekrarlamak yerine yeni, farklı ve daha yaratıcı bir çözüm bulması gerektiğini anlamış.

Masaldan Çıkarılacak Ders

Geçmişte işe yarayan yöntemler, gelecekte de aynı sonucu verecek diye bir kural yoktur. Dünya sürekli değişir; insanlar, şartlar ve problemler de değişir. Bu yüzden başarılı olmanın yolu yalnızca eski başarıları tekrar etmek değil, yeni durumlara uyum sağlayarak farklı düşünmek ve yeni çözümler üretebilmektir.

“Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim, kendimi ve yöntemlerimi değiştiriyorum.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir